Kategori arşivi: Dursun Ali Erzincanli

Miraç – Dursun Ali Erzincanli

Miraç Dinle

Miraç Şarkı Sözleri

Kapatın gözlerinizi

Ve karanlığı seyredin.

İşte böyle bir gece.

Mekke’de bir gece

Yorgunluk havada

Gariplik suda

Simsiyah bir sessizlik

Uyku bile uykuda.

Kâbe’nin hatîm kısmında

Yanı üzre yatan biri var

Yıl hüzün yılı

Ebu Talib yok

Yıl hüzün yılı

Vefakâr eş

Haticetül kübrâ yok.

Kâbe’nin hatîm kısmında

Yanı üzre yatan biri var

Teselli arayan kalp

Hüzünle çarpan kalp

O’nun kalbi.

Ve ayak sesleri

Yıldızlar ışıldıyor.

Bu ayak sesleri göklerden

Yol veriyor yıldızlar.

Semâdan inenler var.

İzin verseydi Allah

Kâinat inerdi yere

Çünkü kâbe’nin hatîm kısmında yatan

Sultân-ı levlâk’tır.

Habîb-i zîşândır o

Nur-u hüda’dır.

Merhamet ufkunun nazlı güneşi

Kainatın biricik çiçeğidir o.

İzin verseydi allah

Âlemler inerdi yere

Oysa emir yalnız cebrail’e

Ve yalnız cebrail iner yere

Kalk ya rasulallah

Semada melekler seni bekler

Taif’te taşlanan yüzüne hasret

Alaya alınan sözüne hasret

Seni bekler melekler.

Yer yüzünde vefa yok mu?

Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin.

Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden?

Davetini hafife mı aldılar?

Üzülme ve aç gözlerini

Öteler bekliyor seni

Bu gece kainat adını anacak,

Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak.

Burak, senin için uçacak.

Aç gözlerini ya habiballah

Bu gecenin adına isra diyecek allah.

Ey yedi kat sema aç kapılarını,

Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere

Deki hazreti Adem’e;

Cennetin kapısına adı yazılan

İsminin hatrına af istediğin

Salih oğul geliyor.

Söyle İsa’ya:

Kuytu köşelerde

Havarilerinle Allah’a sığınırken,

Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın

Ve insanlığa gelişini müjdelediğin

Ahmet geliyor.

Yusuf’a, İdris’e, Harun’a söyle

Musa’ya deki:

Vasıflarına hayran olup da

Ümmetinden olmak istediğin

Salih kardeş geliyor.

Müjde ver İbrahim Peygamber’e:

Dua dua yalvarıp

Gelmesini istediğin oğul geliyor

Aç kapılarını ey yedi kat sema

Bu gelen Muhammed Mustafa

Cebrail yol gösterir

Ve yürür sultanlar sultanı

Bu nasıl bir yürüyüştür.

Bu nasıl bir eda?

İnci inci ter mübarek alınlarında

Baştan ayağa edep var

Attığı her adımda.

Sultanım,

Cennetler gösterilirken o gece

Ümmetini hayal ettin mi cennette?

Cehennemin alevleri selamlarken seni,

Gözyaşlarını gördü mü Cebrail?

Ümmetim dedin mi?

Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok

Tahiyyat duası haber verdi bize

Sen bizi hiçbir yerde

Hiçbir zaman unutmadın

İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız.

Allah seni unutturmasın bize.

Bir söz sultanının dediği gibi

Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme

Ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu

Talaal bedru aleyna diyeceğiz.

Miraç gecesi

Yürüdü rasulullah

Cebrail önde

Bir gece yürüyüşüyle

Yürüdüler… Yükseldiler.

Yükseldikçe yükseldiler.

Cebrail durdu birden,

Ya rasulallah, benimle buraya kadar.

Efendimiz niçin diye sordu

Burası sidre-i münteha’dır

Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum.

Allah rasulu, sordular:

Nasıl gidilir sidre-i münteha’da?

Cibril-i emin cevap verdi:

Aşkla!

Aşkla gidilir ya rasulallah

Aşkla gidilir ya habiballah

Aşkla gidilir ya nebiyyallah

Yürü sultanım yol senindir!

Aşk vadisinde mühür senin.

Söz senindir hal senindir.

Muhabbetin adı sensin.

Varlıkların tadı sensin

Yürü ve selamını ilet

Gözü yaşlı ümmetinin

Sensiz bunca yetimin

İlet selamını

Ahir zamanın ahını

Yüceler yücesine ilet

Sultanım

Sen dönerken miraçtan

İlahi hediyelerle

Bizim için miraç olan

Beş vakit namazla,

Bakara suresinin son iki ayetiyle

Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle

Dönerken sen miraçtan

Biz ahir zamandan

Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana

‘O söylediyse doğrudur’

Rasulullah söylediyse doğrudur.

Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor

Kainatin kalbini:

Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah

Kulunu geceleyin mescid-i haram’dan alıp,

Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye

Etrafını mübarek kıldığımız

Mescid-i aksa’ya götürdü.

Çünkü, işiten ve bilen odur.

Şimdi açın gözlerinizi

Ve mîrâc’a hazırlanın

Uhud – Dursun Ali Erzincanli

Uhud Dinle

Uhud Şarkı Sözleri

Günlerden cuma…

Uhut’a gelenler var.

Medine yolu toz duman…

Uhut’a gelenler var.

Bir dağılsa da şu hava,

Görsek Medine-i Münevvere’den Uhut’a gelenleri.

Bir görsek Allah Rasulü’nü

Ve eroğlu erleri…

Bakın göründüler işte;

Atının üzerinde evrenin efendisi!

Cihanın gözbebeği!

Uhut’un sevgilisi!

Sağında ve solunda ashab-ı güzin

Önündeyse iki üveyk yürüyor;

Biri Sad bin Muaz,

Diğeri Sad bin Übade.

Allah’ım bu ne edep

Atlarının bile başı yerde…

Bakın şu iki gence!

İkisi de onbeşinde…

Şu kısa boylu olanı Rafi’ bin Hadic!

Parmaklarının ucuna basıyor ki

Boyu uzun görünsün!

İyi ok attığı söylenince

İzin veriyor efendimiz.

Diğer gençse Semüre bin Cündüp…

Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor.

Ya rasulallah! diyor,

Rafi’ye izin verdiniz. Bana niye izin yok?

Ben rafi’yi güreşte yeniyorum.

Efendimiz tebessüm buyuruyorlar.

Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar.

Semüre Rafi’yi yenince güreşte,

Fahr-i kainat ona da izin veriyor.

Günlerden cumartesi…

Uhud’a gelenler var.

İşte Ayneyn Tepesi-Okçular Tepesi-

Başlarında Abdullah bin Cübeyr

Sultanı dinliyorlar.

Düşmanı yendiğimzi görsenizde

Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe

Yerlerinizden ASLA ayrılmayın!

Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi

Ben size adam göndermedikçe

Yerlerinizden asla ayrılmayın!

İki ordu da hazır…

İki ordu da harp nizamında…

Ve Uhud’un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor!

Sessizliği bozan Kureyş’in Sancaktarı’dır.

Söylediği her söz küfür kokulu…

Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar!

Bu bir meydan okumadır.

Cevapsa bir çift ayak sesi…

Gözler Uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda…

Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak ‘ALLAH’ diyor!

Ve Esedullah namıyla Hz. Ali(R.A.) yürüyor.

Birkaç saniye, bir tek hamle…

ALLAH’ın(C.C.) Arslanı dimdik ayakta

Kureyş’in sancağı ise yerde…

Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı

Ama bilmiyor ki bu defa kim var Uhud meydanında

Gökyüzünde yıldırımlar

Yeryüzünde Hamza var.

Asıl şimdi başladı Uhud’un türküsü.

Tam üç katı düşmanla Peygamber(A.S.M) ordusu

Göz göze ve diş dişe.

Uhud’da yiğitler var.

İşte: Ebu Lücane…

Kılıcın üzerinde bir yazı

Korkaklıkta ar

İlerlemekte şeref var!

İşte: Musab bin Umeyr…

Zırhını giyinince

Nasılda Peygamber’e(A.S.M.) benziyor.

Ve döne döne savaşan Hz. Hamza…

Ben Allah’ın(C.C.) Arslanı’yım diyor!

Ebu Katade’ye bakın.

Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından

Bir havayı yara yara geliyor.

Hedefte Rasulullah(A.S.M.) var.

İşte: Ebu Katade…

Okun Fahr-i Kainat’a(A.S.M) doğru gittiğini görünce

ALLAH’ı(C.C.) andı önce

Ve uzattı başını!

Ok Katade’nin gözüne saplandı.

Uhud’da yiğitler var…

Şirk ordusunu bozguna uğratan…

Ömer bin Hattab’a bakın

Gözleri çakmak çakmak…

Ama telaş var yüzünde Hz. Ömer’in(R.A.)

Bu ne hal ey Ömer…

Düşman hüsran yaşarken

Zafer kaznılmışken

Bu ne hal ey koca Ömer!

Niçin okçular tepesine bakıyorsun?

Neler oluyor orda?

Niye iniyor okçular Ayneyn Tepesi’nden?

Allah Rasulü(A.S.M) haber vermeden niye iniyorlar?

Ey Abdullah bin Cübeyr!

Durdursana okçuları!

Durun, Allah(C.C.) aşkına durun!

Arkanızdan düşman geliyor, inmeyin yerinizden.

Sahabe sendeliyor inmeyin yerinizden.

Kainat yalvarıyor inmeyin!

Sultanlar Sultanı’nı(A.S.M) incitecekler, inmeyin!

Peygamber(A.S.M) ordusu iki ateş arasında…

Efendimizin(A.S.M) etrafında on beş sahabe…

Bakın, mübarek elleri Rasulullah’ın(A.S.M.)

Yüzüne kapanıyor!

Kainatın affı için semaya kalkan eller

Şimdi kan içinde!

Yetiş Ey Ebu Ubeyde!

Nur saçan yüz kan içinde!

Zaman donuyor sanki,

Ve dudaklarının arasından birşey düşüyor.

Kıpkırmızı bir yakut gibi

Peygamberin(A.S.M.) mübarek dişi!

Uhud Dağı’nı bir titreme alıyor.

Zaman donuyor sanki,

Ve gökler yırtılıyor!

Uhud Dağı’nı bir titreme alıyor!

Kimse Uhud’a ilişmesin.

Çünkü bir ses geliyor altı yerden!

Muhammed’in(A.S.M.) dişi yere düşmesin!

Ve Cibril-i Emin yaratıldığı günden beri,

En hızlı inişiyle iniyor!

Çünkü altı yönden bir ses geliyor!

Yere düşmesin Muhammed’in(A.S.M.) dişi!

Kara bulutlar çöktü Uhud’a!

Bir ses ortalığı velveleye verdi:

Muhammed(A.S.M.) öldürüldü!

Muhammed(A.S.M.) öldürüldü!

‘Eğer O(A.S.M.) öldürüldüyse ben niye yaşıyorum! ‘

Diyen Enes bin Nad atıdı küfrün alevleri arasına!

Artık yaşlı gözler Sevgili’yi(A.S.M.) arıyor.

Kab bin Malik Hz. sesi duyuldu:

‘Rasuluh(A.S.M) yaşıyor,

Allah(C.C.) ‘ın Rasulü(A.S.M.) yaşıyor,

Onu(A.S.M.) miğferinin arasından ışıl ışıl parlayan gözlerinden tanıdım.

Habibullah(A.S.M.) yaşıyor.

Onu(A.S.M.) şefkat dolu gözlerinden tanıdım.’

Ashab-ı Güzin’in sevincine bir bakın!

Uhud’un sevincine bir bakın!

Hz.Hamza duydu ya bu yeter!

Rasulullah(A.S.M.) yaşıyor ya bu yeter!

Yine daldı Hamza Kureyş’in dalgalarına!

Ama savaşırken bir ara sendeledi Hamza.

Ve boşlukta bir mızrak belirdi.

Ey Hamza! Uhud’u her anışımızda kaç mü’min girmek ister mızrakla senin arana?

Kaç mü’min keşke ben öleydim, keşke mızrak benim sineme saplansaydı der?

Ama Şehidlerin Seyyidi sensin!

Şehidlerin Efendisi sensin!

Uhud’da şehidler var…

Şehidlerin Seyyidi Hamza var Uhud’da!

Rasul-i Zişan’ın(A.S.M.) gözlerinden boşalan yaş,

Hamza’yı yıkar gibiydi!

Fahr-i Kainat(A.S.M.) hiç bu kadar elem duymamıştı!

Hiç bu kadar üzülmemişti!

Ve amcasına hiç böyle seslenmemişti:

‘Ey Rasulullah’ın(A.S.M) amcası Hamza;

Ey Allah(C.C.) ‘ın ve Rasulü’nün(A.S.M) Arslanı Hamza;

Ey hayırlar işleyen Hamza;

Ey Rasulullah’a(A.S.M) koruyucu olan Hamza;

Allah(C.C.) sana rahmet etsin!

Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi;

Sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım! ‘

Ve bir ayet yankılanıyor Ahzab dağında:

(Bismillahirrahmanirrahim-Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!)

‘Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki,

Onlar Allah(C.C.) ‘a verdikleri sözde sadakat gösterdiler.

Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar

çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.

Kimisi de şehid olmayı bekliyor.

Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.’

Sözün Acıydı – Dursun Ali Erzincanli

Sözün Acıydı Dinle

Sözün Acıydı Şarkı Sözleri

Sözün acıydı, yolun dolambaçlı…

Yedi uzun yıl geçerek

Yedi yıl dolaştın durdun…

İçimden bir his şöyle diyor:

Ayrıl arkadaşlarından istasyonda

Sabahleyin git kente

İliklenmiş ceketinle

Bir dam ara

Ve bir arkadaşın çalarsa kapını

Aç! Haaa…Açma…

Yine de ört hislerini

Rastlarsan ana babana

İstanbul’da ya da başka bir yerde

Yürü git yabancı gibi

Yok ol köşede

Tanıma!

Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü

Göster! Aaah! Gösterme, gösterme yüzünü

Yine de gizle, ört hislerini

İşte burada ye şu eti, çekinme

Git rastgele bir eve yağmur yağınca

Otur bir sandalyeye

Ama çok kalma

Şapkanı da unutma

Söylüyorum sana

Ört hislerini

Ne söylediysen bir daha söyleme

Düşüncelerini bir başkasında bulursan tanıma

Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen

Kimsenin yanında bullunmamış ve kimseyle konuşmamışsan

Nasıl yakalayabişlirler seni

Ört hislerini…

Dikkat! Ölümü düşündüğünde

Mezar taşın olmasın yattığın yeri belirten

Üzerinde bir yazıyla seni eleveren

Ölüm tarihiyle seni açığa çıkaran

Bir kez daha, son bir kez daha

Ört hislerini…

Sevdiğim söylüyor bensiz olamayacağını

Bu yüzden kendime dikkat ediyorum

Yolda yürürken önüme bakıyorum

Ve korkuyorum her yağmur damlasından

Sanki beni ezeceklermiş gibi…

Sen yine de bana bakma

Ne giydiğini yaz bana

Sıcak tutuyor mu?

Uyuduğun yeri yaz bana

Yumuşak mı?

Nasıl göründüğünü yaz bana

Yüzün aynı mı?

Sorulardır sana bütün verebildiğim

Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim

Yorgunsan uzatamam elimi

Ya da açsan besleyemem

Sanki bu dünyada hiç yokmuşum

Unutmuşum gibi seni…

Sözün acıydı, yolun dolambaçlı…

Yedi uzun yıl geçerek

Yedi yıl dolaştın durdun…

Tercih Senin – Dursun Ali Erzincanli

Tercih Senin Dinle

Tercih Senin Şarkı Sözleri

Tercih senin

Yurdum senin dağlarında, dağlarında hatıram var

Senden bana, benden sana aramızda bir sitem var

Elleri aldın koynuna, beni bıraktın

Bir ben kaldım, bir ben kaldım sürgünlerde…

Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim

Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim

Bırakıp gitmemeyi, terketmemeyi, beklemeyi

Öğrendiğim dağlarımın kokusuyla…

Sen büyük şehrin insanıydın

Hayatın büyüktü, hayallerin büyüktü

Büyük ve süslü sözler duymak istiyordun

Büyük ve süslü sözler söylemeliydim sana

Seni kaybetmemek için…

Seni kaybetmemek için geçmişimi gizlemeliydim

Duymak istediklerini söylemeliydim sana

Duymanı istediklerimi değil…

Yüreğinde şekillendirdiğin insanı oynamalıydım sana

Kendimi değil…

Sen şirin bir kanarya sevmek istedin

Oysa şahini tanıdım dağlarda

Şahinle yaşadım, şehince yaşadım

Ama kanaryayı oynamalıydım sana

Seni kaybetmemek için…

Sen kanarya taklidinden hep nefret ettin

Sen şahini hiç tanımadın…

Bunları sana anltamazdım şehir gülü

Çünkü sen büyük şehrin insanıydın

Büyük sözler duymalıydın…

Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim

Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim…

Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var

Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var…

Dağlarımı sev

Dağlarımı sev

Dağlarımı sev

Yalvarırım sev…

Hatırlarsın bir kelime oyunumuz vardı

Sen kelimeyi söylerdin, bense tarif ederdim

‘Heyecan’ demiştin, mevsim ilkbahardı

Bense gözlerine bakıp ‘heyecan’ı tarif etmiştim sana

‘İsmini duyunca kalbimdeki çarpıntı’ demiştim

Bu doğruydu şehir gülü,

Ama dilimin ucuna kadar gelip

Dudaklarımı zorlayan, fakat kelimelere dönüşemeyen,

İçime hapsettiğim tariflerim vardı…

Bizim eve büyük şehirden misafir gelince

Herkes en güzel elbisesini giyerdi

Biz çocuklar kapının yanıbaşında dizüstü çöküp

Hayranlıkla onları seyrederdik…

Ben heyecanı babamın alnında biriken teriyle

Bardağa uzanan elinin titremesiyle tanıdım

Annemin kendi yöresine ait konuşma şeklinden utandığı

Ama onlar gibi de konuşamadığı için

Suskunluğu tercih edişiyle tanıdım…

Bunları sana yine anlatamazdım şehir gülü…

Kaç gecedir dağları görüyorum rüyamda

Kaç gecedir babamı görüyorum..

Şimdi tercih senin şehir gülü

İster kanaryayı sev, ister şahini

Ama şahini seveceksen önce dağlarını sev, dağlarını sev…

Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim

Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim

Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var

Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var…

Dağlarımı sev

Dağlarımı sev

Dağlarımı sev

Yalvarırım sev…

40 Yaşındasın – Dursun Ali Erzincanli

40 Yaşındasın Dinle

40 Yaşındasın Şarkı Sözleri

Rahmetini umarak

Günahkar bir dille;

Allah Azze ve Celle

Ya Rasulallah,

Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,

Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte

Bir yaşındasın,

Beni Sa’d yurdundasın

Sana süt anne olmadı kadınlar

Bu yüzden dargın bulutlar

Bir damla yağmur indirmiyor

Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa’d yurdunda

Minicik bir bulut var gökyüzünde

Sana aşık…

Ayrılmıyor başucundan

Ve insanlar yağmur duasında…

Hz.Halime kucağına alıyor seni

Yüzünde bir gölgelik…Seni güneşten korumak için

Oysa minicik bulut gökyüzünde

Sana meftun, sana kilitli…

Ve dua eden rahibin kucağındasın

Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip

Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da

Ama sen unutmuyorsun

Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun

O minicik bulut ilişiyor bakışlarına

Büyüyor, büyüyor…

Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan

Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini

Çoğusu bilmiyor seni…

Altı yaşındasın

Medine-i Münevvere yolundasın

Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen

Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında

Sonra yolda, Ebva’da öksüzlük karşılıyor seni

Mekke’ye annesiz giriyorsun

Abdulmuttalip bir başka seviyor seni

Ebu Talip bir başka seviyor

Ya Rasulallah

Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında

Onlar anne deyince sen yere mi bakardın

Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva’ya

Kaç gece anne diye hıçkırdın

Efendim!

Senin yerine de anne dedik annemize

Senin yerine de baba dedik

Yirmi beş yaşındasın

Ve bambaşkasın

Kimse sana denk değil

Şefkat yayıyor kokun

Güven veriyor sesin

Sen Muhammed-ül Emin’ sin

Otuz üç yaşındasın

Dalga dalga rahmet var

Otuz beş yaşındasın

Hadi gel bekletme yar

İniltiler çalıyor kapısını göklerin

Hadi gel bekletme yar

Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin…

Hadi gel ey Yâr!

Nurdağına davet var

İşte

Kırk yaşındasın

Hira Nur dağındasın

Cibril iniyor göklerden

Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor

Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ‘ Ah! ‘ sın

Karanlık gecelerimize sabahsın

Sen Nebiyullahsın

Sen Habibullahsın

Sen Rasulullahsın

Niye incittilerki seni sultanım

Niye işkence yaptılarki sana

Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar

Himayesiz kaldın diye mi

Kabe’deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne

‘ Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ‘ diyişin

Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza

Başına pislikler saçılıyor

Başlar feda o mübarek başına

Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar

Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru

Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla

‘ Bu koşan kimdir ‘ diye bir soru dolaşıyor boşlukta

Bu koşan kim?

Ve cevap veriyor biri:

Muhammed’ in kızı Fatımatüz-Zehra

Velilerin anası…

Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın

Sana yeryüzünde en çok benzeyen

Gülmesi sen, ağlaması sen

‘ Ağlama kızım ‘ diyişin geliyor aklımıza

Niye çıkardılar ki yurdundan seni

Himayesiz kaldın diye mi

Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni

Seni yetim bulup barındıranı

Seni alemlere rahmet kılanı

Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun

Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun

‘Seni bizim elimizden kim kurtaracak’ diyorlardı

Sen,

Sen ‘ Allah! ‘ diyordun

Allah Azze ve Celle

Semayı haşyet kaplıyordu

Sen ‘ Allah! ‘ diyordun

Arş-ı Âla titriyordu

Bedir’ de ‘ Allah! ‘ diyordun

Üç bin melek iniyordu alaca atlarda

Yüz yirmi beş bin sahabi:

‘ Anam babam sana feda olsun ‘ diyordu

Ya Rasulallah

Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun

Neccar Oğulları’nın küçük kızları seni görünce

Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi

‘ Beni seviyor musunuz ‘ diye sormuştun onlara

‘ Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ‘ demişlerdi

Sen de:

‘ Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum’ demiştin

Bu gün yaşayan gençler var

Neccar Oğulları’nın kızları diğil belki

Ama seni onlar da çok seviyor

Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar

Senden başka kimseleri yok

Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

Altmış üç yaşındasın

Refik-i Âla duasındasın

Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu

Kenarları beyazdı

Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın

Ve mübarek ellerini dizine vurarak:

‘ Görüyor musunuz ne kadar güzel ‘ demiştin

Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:

‘ Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver ‘

Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile

İstendiğinde katiyyen ‘ hayır ‘ demediğini bile bile

‘ Peki ‘ dedin o zata

Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin

Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı

Aynı cübbeden yine yine diktirdiler

Ama giyinmek nasip olmadı

Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre’ nin diliyle:

‘ Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne de evladımız olsaydı diyecekler ‘

Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini

‘ Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim’

Sultanım!

Ey Medine minberinde ‘ ümmeti, ümmeti ‘ diye hüznü giyen sevgili

Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ‘ Allah! ‘ diyen sevgili

Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey’ at ettik

Rabbinden bize ne getirdi isen amenna

Duyduk, itaat ettik

Ya Rasulallah

Sen hâlâ kırk yaşındasın

Ve hâlâ ümmetinin başındasın…